Reklam Reklam
Hizmetler
« Temmuz 2024 »
Pa Sa Ça Pe Cu Cu Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Adres

gazete

AksamCumhuriyetHurriyetMilliyetSabahTurkiye

Hizmetler

e-konsolosluk Mydictionary Dil Kurumu

Muharrem Ayı Ve Kerbela'ya Giden Yol

İslam ordusunun şehre girmek için Mekke dışında hazırlıkları devam ederken, Ebu Süfyan başka çaresi kalmadığı için gidip biat etmiş ve bununla birlikte kendilerini emniyette hissedebilecekleri bir duyuru yapılmasını da sağlayabilmiştir. "Mekke'de evlerinin kapılarını kapatanlar, silahlarını bırakanlar, Mescid-i Haram'a ve Ebû Süfyan'ın evine girenlerin emniyette olacağı ve yaralı olanların, kaçanların ve esirlerin öldürülmemeleri…" şeklindeki açıklamalar Mekkelilere iletildi. Bu duyurudan sonra Mekkeliler evlerinin kapılarını kapatıp beklediler.

Burada bir noktanın altını çizerek yola devam edelim. 21 yıl sonra İslam'a ve onun tebliğcisine boyun eğmek zorunda kalan müşrikler birçoğu biat ederek değil (sadece bir mahallede çatışma yaşandığına göre) evlerinde oturarak veya belirtilen diğer mekânlarda bekleyerek kurtuldular. Fetihten altı ay sonra dağıtılan ganimetlerden fazlaca pay verilerek, Müslümanlar bunlardan korunmak istenmiş. "Müellefetin Gulub" olarak da bilinen insanlar Mekkelilerin (yani fetihten sonra Müslümanlığı kabul edenlerin) önde gelenleri idi. İleride karşımıza çıkacak isimlerin bazıları da bu guruptandır. Ebu Süfyan ve oğulları Muaviye ile Yezid.

İki yıllık bir suskunluktan sonra, Peygamberimizin ölümüyle ortaya çıkan ihtilaflar ile yeniden içten içe kaldıkları yerden başladılar. Hz. Ömer döneminde Şam'a Vali olarak gönderilen Muaviye orada öyle bir güç sahibi oldu ki; kendisinden “Arabın Kisrası” (Arabın Kralı) olarak bahsedilmeye başlandı. Hz. Ömer kendisinden sonraki Halifeyi seçmek için seçtiği 6 kişilik Şura heyetinin Hz. Ali’nin dışında hepsi Emevi'lerden ve Hz.Osman'ın akrabalarından oluşması bu yolda nerelere gelindiğini gösteriyor. Rahmetli Abdulbaki Gölpınarlı "Tarih boyunca İslâm mezhepleri ve Şîîlik" adlı kitabının 75. sayfasında bu akrabalıkların yakınlık derecelerini açıklıyor.

Altını çizeceğimiz bir yere daha geldiğimizi belirttikten sonra, bu iddiaya cevap veren Prof. Dr. Fığlalı hocadan takip edelim. "… Elimizdeki vesikalar, söz konusu şahısların Gölpınarlı tarafından belirtilen akrabalık münasebetlerini teyit etmekle birlikte, bu soy yakınlığının şura’nın kararına ne derecede tesir ettiğine dair her hangi bir açıklama veya ipucu getirmediği için, Gölpınarlı’nın bu yorumunu kabul veya ret hususu ortadadır. … İslâmiyet'in çıkışı sırasında yapılan harplerde birçok Müslüman'ın, müşrik akrabasını öldürmüş olması sebebiyle hâlâ içlerinde yatan intikam ve kin duygusuyla Hz. Ali'ye rağbet etmedikleri ihtimalini gözden uzak tutmamak gerekir." (Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, İmâmiyye Şia'sı. S, 49,50) Derken aslında itiraz ettiği Gölpınarlı'yı teyit ediyor. Bu konuda bir ipucu arayan sayın hocamıza ve kendisi gibi düşünüp Şia’nın burada sahabeye haksızlık ettiğini düşünenlere sormak istiyoruz. Bir tarafta, dinimizi ve onun tebliğcisini her fırsatta yok etmek isteyen müşriklere karşı savaşan ve birçoğunu öldüren bir Hz. Ali, öbür tarafta sonradan Müslüman olmuş bu müşriklerin akrabaları. Aradan yaklaşık elli yıl geçmesine rağmen akrabalarını öldürdüğü için Hz. Ali'ye duyulan kin ve nefreti unutamayanların gelmiş oldukları nokta… Bir başka Hocamız Prof. Süleyman Uludağ ise bu yapılanların İslam'dan önceki "Haşimi-Emevi rekabeti" halini aldığını söylüyor. (İslam'da inanç konuları ve İ'tikâdi Mezhepler" sh,273).

1  2  3  4  5  6